|
24-27 Ağustos 2007
7.Erciyes Zafer Tırmanışı
Kimi şeyler anlatılmaz yaşanır derler ya dağcılıkta böyle bir
şey galiba. Ama sakın yazdıklarıma bakıp da bu adam ne zaman
dağcı oldu demeyin. Biz sadece ağza bir parmak bal çaldık o
kadarcık :) Neyse 23 Ağustos 2007 tarihinde Kayseri otogarında
diğer illerden gelen izci liderleri ile birlikte buluşarak 2215
m. yükseklikte olan kamp alanımıza hareket ettik. Burası Tekir
Yaylası olarak bilinen kışın kayak yapılan bir çok otel ve
tesisinde bulunduğu bir alan. Erciyes Dağı karşımızda bize
gülümsüyordu. Önceden duyduğum bir fıkra vardı. Kayserili
birinden borç alır. Alacaklı borcunu ne zaman ödeyeceksin
dediğinde o da cevap veriyor "Erciyes'in karı eridiğinde". Tabi
Erciyes'in karı hiç erimediğinden borç ödeme zamanı bir türlü
gelmiyor :) Ama küresel ısınma derdi sadece buzulları değil
Erciyes'i de vurmuş. Biz Erciyes'e ulaştığımızda karlar
erimişti. Sert ve soğuk esen, muhtemelen de yağmur getirecek bir
rüzgar karşıladı bizi. Çadırlarımızı rüzgarda zorlukla kurduk.
Tahminlerimiz bizi yanıltmadı ve ilk gün hariç her gün yağmur
yağdı. Dağ havası gerçekten çok ilginç. İnsana dört mevsimi aynı
anda yaşatıyor. Aynı gün içinde güneşi, yağmuru, sıcağı, soğuğu,
rüzgarı, hatta doluyu, biraz ilerimizde zirvede de karı gördük.
Onun için her türlü hava şartları göz önüne alınarak dağa
çıkılmalı. 1-2 günlük dağ şartlarına adaptasyon sağlandıktan
sonra tırmanış yapacaktık. Erciyes Dağı 3917 m. yüksekliğinde
sönmüş bir volkan. 3900 m. yüksekliğe kadar tırmanış yaptıktan
sonra asıl zirve için 17 metrelik teknik tırmanış gerektiren
dik bir kayalığa sahip. Bizim ekip olarak teknik bilgimiz ve
teknik donanımımız yeterli olmadığından 3900 m.ye tırmanış
yapacaktık. Normal planımız erken yatıp sabah 02:00 de kalkıp
02:30 da yola çıkmak, sabah 10:00 gibi zirveye varıp biraz
dinlendikten sonra 17:00 da aşağıya dönmüş olmaktı. Ama çıkış
günü öncesinde yağan şiddetli yağmur ve zirveye yağan kar
planlarımızı bozdu. Sorumlu dağcı liderimizin önerisiyle
sabah 04:00 de kalkıp hava durumuna göre hareket etmeye karar
verdik. Sabah 04:00 de kalktığımızda ise yağmurdan geriye
eser kalmamış, yıldızlar bize gülümsüyordu. Dağ havası işte
böyle bir şey. Her ne kadar ertesi günün havası sağanak yağış
gösterse de biz çok mutluyduk. Hazırlığımız yaptıktan sonra
gecenin karanlığında zirveye doğru hareket ettik. Güneşin havayı
aydınlatmasıyla zirve bize daha da gülümsemeye başlamıştı. Ama
bu arada garip olan ise bizim bulunduğumuz yerlerin günlük
güneşlik olmasına rağmen aşağıların koyu bulutlarla
kaplanmasıydı. Kayseri'ye yağmur yağıyordu ama biz yolumuza
devam ediyorduk. Hatta güneşin sıcaklığından gece yağan kar
gözümüzün önünde eriyordu. Ne olduysa saat 11:00 e doğru
aşağıdaki sisler birden yükselmeye ve üzerimize doğru gelmeye
başladı. Bir dağcı için yağmur, kar belki bir yere kadar zorlar
ama sis en tehlikelisi. Yolumuzu kaybetme tehlikesi yüksek ve
ekip olarak 30 kişilik kalabalık bir ekiple tırmanıyoruz.3500 m.
yükseklikte Şeytan Deresi denen mevkiye gelmiş ve dik bir
tırmanışa başlayacaktık. Zirve az ilerde bize gülümsüyordu.
Zirveye 400-450 m. bir mesafe ve 2-3 saatlik bir yol kalmıştı.
Başımızdaki tecrübeli dağcı Ahmet liderimizle son bir toplantı
yaptık ve her ne kadar bize çok zor gelse de liderimizin
telkiniyle geri dönmeye karar verdik. Aşağıya indiğimizde
liderimizin ne kadar haklı olduğu anlaşıldı. Döndüğümüzde
saatler süren öyle yoğun bir yağmur başladı ki
çadırlarımız su aldı ve biz tesislere sığınmak zorunda kaldık.
Dağcılık sadece kuru bir yürüyüş değil orada kendinize derslerde
çıkarıyorsunuz. Zirveye ulaşma isteği insanı öyle kamçılıyor ki
bazen sağlıklı kararlar alamıyor ve hırsınıza yenik
düşüyorsunuz. Normal hayatta da öyle değil mi? Başarılı
olacağız, zirveye çıkacağız diye hırsımıza yenik düşüyoruz,
kendimize, çevremize, en yakın dostlarımıza zarar vermiyor
muyuz? Dağcılıkta önemli iki şey öğrendim.
Birincisi, dağcı gerektiğinde geri dönmesini bilendir.
İkincisi, en son ulaştığınız yer sizin zirvenizdir.
Ahmet Kahya
İzci Lideri
27/08/2007
başa dön |