'Keşke yılın başında olsaydık!' dememek için ne yapmak gerekiyor
“Keşke daha çok çalışsaydım!”
serzenişlerini çok duymuşsunuzdur. O halde sizde aynı hataya
düşmeyeceksiniz değil mi?
Üniversiteye hazırlanan öğrenciler -ergenlik döneminin de
etkisiyle- iniş çıkışlarla dolu bir ruh haline sahiptir. Bu ruh
halinin etkisiyle, kimsenin onları anlamadığını ve başkalarının
problemi olmadığını düşünürler.
İsterseniz, bir gözlemci edasıyla öğrencilerin durumlarını
değerlendirelim:
ÖSS’ye hazırlanmak zor bir süreç, öğrencilere hak veriyoruz.
Çünkü, belirsiz bir gelecek için çalışıyorlar. Üstelik
çocukluktan çıktıkları bu dönemde, ağır bir sorumluluk
omuzlarına yüklenmiş durumda.
Peki, bu ağırlığı omuzları ne kadar taşıyabilir? Adayların bunu
taşıyabilmesi için ağırlığın azaltılması gerekli. Bunun yolu,
düzenli çalışmaktan geçer. Ancak bazı adaylar düzenli çalışsalar
bile, sürekli depresyon hali içerisindedirler. Başkalarının
sorunsuz olduğunu düşünmek, onları yıpratır. Oysa gerçek,
onların düşündüğünden farklıdır. Karacaoğlan’ın dediği gibi,
‘Aradım dünyayı dertsiz yok imiş.’ Herkesin sorunları vardır.
ÖSS; planlı çalışılırsa çözülebilecek bir sorundur. Çözümü olan
şeyler; sorun sayılmaz, yeter ki çözüm yollarını uygulamayı
bilelim.
Öğrenciler, özgürlüklerinin olmadığını düşünürler. Her insanın
sorumlulukları vardır. Bir mesleğe sahip olan insanlar da özgür
değildir. Çünkü yetki (statü); sorumluluğu beraberinde getirir,
sorumluluklar ise bireyin davranışlarını sınırlar, dolayısıyla
özgürlüğünü kısıtlar. Mutlak özgürlük yoktur.
ÖSS dönemindeki ruhsal durumu, dört başlıkta inceleyebiliriz:
Birinci dönem, yılın başındaki dönemdir. Bu dönemde,
öğrencilerin sınavı kazanacaklarına dair inançları tamdır. Henüz
çalışmaya başlamamışlardır; ancak başlamakta kararlıdırlar. Bu
dönem, öğrencinin ders çalışma konusunda bir zorlukla
karşılaşmasına kadar devam eder.
İkinci dönem, öğrenci herhangi bir zorlukla karşılaşmıştır. Ders
çalışmaya bir türlü başlayamama, herhangi bir konuyu anlamama,
deneme sınavlarında istediği sonucu elde edememe, belli başlı
zorluk çeşitleridir. Bu dönemde öğrenci, sürekli etrafındaki
(ona göre) mutlu ve özgür insanları gözlemler. En zor durumda
olanın kendisi olduğunu düşünür. Kimse onu anlamamaktadır.
Üstelik herkesin ondan bir beklentisi vardır. Aday, ‘batsın bu
dünya’ modundadır. Bu dönemde realist olup kendisini
toparlayarak zorlukları alt ederse, diğer dönemleri yaşamadan
üniversiteye girer. Duygusallığı devam ederse, üçüncü döneme
-hiç fark etmeden- geçiş yapar.
Üçüncü dönemde aday, yalnızlıktan kurtulmak için kendisi gibi
hisseden adayların yanına yaklaşır. Beraberce sorunlarını masaya
yatırırlar. Fakat sorunlar konuşarak çözümlenemeyeceği için
masadan kalkamaz. Bu dönemde aday, ‘kış sinekleri’ gibidir.
Hareketleri yavaş ve çaresizdir. Mutsuzdur. ÖSS’nin ne kadar
yanlış bir sınav olduğunu, sistemin değişmesi gerektiğini
savunur. Sınavı kazananları değil, kazanamayanları ölçüt alır.
Bu davranışı, buhranlarını artırır. Aday bu dönemde, çalışan
arkadaşlarını örnek alır ve düzgün bir program uygularsa
kendisini toparlayabilir.
Dördüncü dönem ise sınavın yaklaştığı dönemdir. Aday, ne yapması
gerektiğine karar vermiş ve ‘Yılın başında olsaydık!’ diye
hayıflanmaktadır. Adaylar bu dönemi yaşamak istemiyorlarsa, daha
önceden önerilen çözüm yollarından birisini denemelidirler.
Henüz dördüncü döneme çok var, elinizi çabuk tutmaya ne
dersiniz?
***
Edison’un asistanı ‘Yedi yüzüncü denemede de başarısız olduk’
dediğinde Edison ‘Hayır, başarısız olmadık, yapmamız gereken
yedi yüz şeyi öğrendik’ diye cevap veriyor ve devam ediyor.
Edison cesaretini kaybetmeden devam eder.
EBRU
KODAK-REHBERLİK UZMAN
|